Sarıkeçili Yörükleri, atalarından miras aldıkları konar-göçer yaşam biçimini, Mersin - Konya illeri arasında yaptıkları mevsimlik göçlerle günümüzde de sürdürüyor. Zaten Sarıkeçililere göre Yörük olmanın koşulu karaçadır, deve, keçi ile yaylak-kışlak mahaller arasında göçmek. Bu, mekansız bir hayat sürdürdükleri anlamına gelmez elbette.
 
Gözle görülebilir sınırlar olmasa da Yörük yaşamında her çadırın mahremiyetini koruduğu, hayvanlarını otlattığı, kendisini ait hissettiği bir alanı vardır. Sarıkeçili Yörüğü beş direkli karaçadırı “ev”, sabit meskenleri ise “dam ev” olarak adlandırır. Keçi kılından yapılmasının ötesinde Peygamberin duasını almış olan çadır, Yörük’ü kışın soğuktan, yazın ise sıcaktan koruyan bir sığınaktır.

Doğayla iç içe sürdürülen konar göçer yaşamda Yörükler çadır göç ettikten sonra ocak taşı ile sembolize edilen boş alana “yurt” derler ki bu, çadırlarını kurdukları alanları kendi aralarında belirlemelerini sağlar. Hayvan sürülerinin birbirine karışmaması için hayvanların kulaklarını farklı biçimlerde keserek “in” yaparlar. Aynı sürü içerisinde yeni doğan her oğlak annesinin adını taşır, onun da yavrusuna aynı ad verilecektir. Bunun yanı sıra kulak şekline, rengine, yaşına ve fiziksel özelliklerine göre yapılan adlandırmalarla sürü içerisindeki bir hayvan diğerlerinden ayrılır. Yörüklerin hayvanlara komut vermek için çıkardığı sesler ise hayvanlarla kurdukları ortak bir dildir adeta. Hayvanların göç zamanını ve yollarını bildiklerini gözlemlemiş olmam Yörüklerle hayvanları arasındaki bağın gücünü gösteren önemli bir örnekti.

Göç güzergahında konaklanan ve “konalga” olarak adlandırılan duraklar ise Yörük’ün hem haritası, hem de takvimidir. Gidilen güzergah yılların verdiği birikimle zihinlere nakşolmuştur adeta. Konalgalara verilen adlar bir hikayeyi, anlatıyı da beraberinde getirir. Hatta Yörükler birbirlerine mekanları ortak bir anı üzerinden anlatırlar. “Kerim’in devesinin öldüğü, Ali’nin eşeğinin kaybolduğu yerdeyiz” gibi ifadeler duyulur sıkça. Yörükler kendi aralarında anılarla, lakaplarla, isimlerle, deyimlerle konuşur. Bu nedenle de Yörük’ün hayata bakışını anlamak için atalarının tecrübelerini, gözlem ve deneyimleriyle harmanlayan yaşamlarına tanıklık etmek gerekir.

Yörükler yaşam şartlarının değiştiğinin farkında. Binlerce yıldır atalarının sürdürdüğü konar göçer yaşam bugün birçok Yörük’ün anlamlandıramadığı bir hızla zorlaşmış durumda. Onlar iyi bildikleri işi yapmak, dağlarda daha özgürce dolaşmak ve kıl keçilerini yaşatmak istiyor. Sıklıkla keçinin, ormanın yegane düşmanı gibi gösterilmesini algılayamıyorlar. Tarihte birçok badireler atlatan göçer yaşam, bugün yeni bir sorunla karşı karşıya. Yörükler, yerleşmekle, konar göçerliği sürdürmek arasında seçim yapmaya zorlanıyor.

Sarıkeçili Yörüklerini ve sürdürdükleri konar göçerliği kimi Türklüğün özü, doğa ile uyum içerisinde bir yaşam, kültürel miras, binlerce yıllık geleneğin son temsilcileri, yaşamın gerçek sırrına ermiş arif insanlar ve ata mesleğini sürdüren, çobanlık yapan aileler olarak görüyor.  Kimi de rezillik içinde geçen bir ömür, bu devirde yaşanması akıldışı olan bir hayat, turistik gelir kaynağı, besledikleri kıl keçisi sebebiyle ormanın başlıca düşmanları, hayvanlara adanmış hayatlar, iskan ettirilerek yaşam standartlarının yükseltilmesi gereken ihtiyaç sahibi bir topluluk ve sadece nostalji olarak görülmesi gereken bir hayat olarak tanımlıyor.

Herkesin Yörük kavramına ve konar göçerliğe ilişkin farklı bir algısı olabilir elbette. Ancak asıl cevaplanması gereken Yörükleri tam olarak anlamadan yaptığımız yargıların ne kadar gerçeği yansıtabileceği…
 
* Bu makale Atlas Dergisi''nin Kasım 2010 (ATLAS – Sayı: 212 – Kasım 2010, s: 126) sayısında yayınlanmıştır.
 
** Ayşe Hilal TUZTAŞ (Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü - Araştırma Görevlisi)  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. / This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.