Guatemala’nın yağmur ormanlarında bulunan antik Maya kenti Xultun’da, 21 Aralık 2012’de sona eren Haab takviminin sonrasındaki tarihlere işaret eden yeni bir takvim bulundu.
Bilim dünyasında büyük heyecan yaratan takvim, antik kalıntılardaki bir duvarın üzerine resmedilmiş olarak bulundu.
Kırmız ve siyah renklere sahip olan hiyerogliflerin yanında, bir Maya kralına ve kendisine eşlik eden esrarengiz yardımcılarına ait renkli bir duvar çizimi yer alıyor. Çizimin, M.S 800 yılına işaret ettiği ve kral ile dönemin gök bilimcileri ile matematikçilerinin yer aldığı bir toplantıyı tasvir ettiği düşünülüyor.
Akademik Kadro Duyurusu: İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü
Yazar Editör - Antropoloji.Net
Sunday, 06 May 2012
Yükseköğretim Kurulu Personel Dairesi Başkanlığı web sitesinde yer alan bilgilere göre İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi alınacaktır.
Söz konusu kadroya başvuracak olan adaylarda 2547 Sayılı Kanunun 50/D maddesi uyarınca "Antropoloji" alanında Yüksek Lisans veya Doktora yapıyor olmak şartı aranmaktadır. Duyurunun detayları şöyle;
Oyun ve oyuncakların tarihi şüphesiz insanlık tarihi kadar eskidir. İnsan; oyun oynayan bir varlık olarak, oyuncak dünyasında geniş yelpazeye sahiptir. Kişisel tarihimize baktığımızda çocukluğumuzun unutulmaz oyuncakları arasında uçurtmanın yeri bambaşkadır.
Mahalle kültürünün, yaşadığı yıllarda; babalarımız ya da mahallenin büyük ağabeyleri çocukları toplar, hep beraber uçurtma yapardık. Kırtasiyelerden alınan elişi kağıtlarla, marangozların artık tahtalarından yapılan çıtaları getirirdik. Sevinçle ve heyecanla uçurtmalarımızı yapmaya koyulurduk. Bu sevimli ve umut dolu oyuncağımızın tarihinin, çok farklı temellere dayandığını kocaman insanlar olduğumuzda öğrendik.
Pazar Araştırmalarında Alternatif Yöntemler ve Sosyal Antropoloji
Yazar Kurtuluş KANTAR
Saturday, 21 April 2012
Son yıllarda, katılımcıların beyanlarına dayalı veri toplama yöntemi, pazarlama dünyasında sıklıkla tartışılır olmaya başladı. Bu yöntemin, insanların gerçekte nasıl davrandıklarını ve bunların sebeplerinin neler olduğunun bulmada yetersiz kaldığı dile getirilmektedir.
Dahası katılımcılar tarafından söylenenlerin istemli veya istemsiz bir şekilde gerçeği yansıtmadığı, bu sebeple araştırmaların bilimsel geçerliliklerinin tartışmaya açık olduğu ifade edilmektedir.